Türkiye’nin en büyük vakıf üniversitelerinden biri olan Aydın Üniversitesi, Paris’te “Avrupa’nın Türkiye algısını”  tartışmaya açtı. Aydın Üniversitesi  Batı Araştırmaları Merkezi’nin düzenlediği panele Paris Büyükelçisi Hakkı Akil, Paris Descartes Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Annie Grüber, Liberation Gazetesi Dış Haberler Şefi Marc Semo, Yazar Nedim Gürsel ve Aydın Üniversitesi Batı Araştırmalar Merkezi Başkanı Selin Şenocak konuşmacı olarak katıldı. Descartes Üniversitesi Hukuk Fakültesinde gerçekleşen paneli takip edenler arasında Paris Başkonsolosu Turgut Rauf Kural, Basın Müşaviri Kamil Efil, Fransa İş adamları Federasyonu Başkanı Nevzat Ceylan ve Fransa’da yanı sıra çok sayıda sivil toplum kuruluşu (stk) temsilcisi yer aldı.

Panelin açılış konuşmasını yapan Aydın Üniversitesi Başkanı Mustafa Aydın, amaçlarının tek taraflı değil, daha çok akademik açıdan, Avrupa’nın Türkiye algısını değerlendirmek olduğunu açıkladı. Bu doğrultuda Batı Araştırma Merkezi’ni açtıklarını belirten Aydın, merkezin öncelikli olarak Avrupa’nın Türkiye algısını araştırdığını dile getirdi.  Panelin ilk konuşmasını yapan Büyükelçi Hakkı Akil, Avrupa’nın Türkler ile olan ilişkisini tarihi açıdan değerlendirerek ilk temasın Haçlı Seferleri ile başladığına dikkat çekti.  Batı tarafından Türklerin tehdit olarak görüldüğünü belirten Akil, “ Ancak etnik açıdan daha çok İslami boyutu baskın olmuştur. 16. Yüzyıldan itibaren ise ilk kez Müslüman ve Katolik devlet arasında ittifak yapılmıştır. I. François’nın Sultan Süleyman’a gönderdiği yardım çağrısı ünlüdür. Fransa Devrimi’nden itibaren, Türkiye bir tehdit olmaktan çıkarak, “öteki” olarak değerlendirilmiştir. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet ile birlikte, Türkiye, Batı ailesinin bir mensubu olarak görülmeye başlandı. Türkiye’nin, NATO ve Avrupa Konseyi’ne üye oluşu bunu gösterir. 1963’te, Avrupalı siyaset adamları Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasını desteklemiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

Nedim Gürsel: “Son zamanlarda geriye doğru adımlar atılıyor”

 

Panelin bir diğer konuşmacısı yazar Nedim Gürsel ise Kemalist Devrimlerin Türkiye’nin Avrupa serüveni için çok önemli bir eşik olduğuna değindi.  Laiklik olgusuna vurgu yapan Gürsel,  “Atatürk, Fransız aydınlanmacı filozoflarını çok okumuştur, notlar almıştır. 1999’da Türkiye’nin Avrupa’nın bir parçası olduğu tescillenmiştir. Son zamanlarda, geriye doğru adımlar atılıyor. Tabii ki Fransa’nın ve bilhassa Sarkozy’nin çok büyük vebali var ancak, Türkiye’de de otoriter bir eğilim oluştu. Bugün, milliyetçi bir görünüm var Türkiye’de. Kendi kendime soruyorum, acaba, AKP, Avrupa kozunu, sadece askerlerden kurtulmak için mi kullandı ?” ifadelerini kullandı

“Türkiye,Vatandaşlarının çoğu Müslüman olan laik bir devlettir”

Paris Descartes Üniversitesi Hukuk Profesörü Annie Gruber, Fransa’nın Türkiye’ye ilk elçisini 1535’te atadığına dikkat çekti. Fransız idarecilerinin daima devletin yüksek menfaatleri doğrultusunda politikalar ürettiğini dile getiren Gruber, “Bu bağlamda, 14. Louis ve I. François Osmanlı’ya yakınlık göstermişlerdir. Aynı zamanda, Türk hükümdarları da pragmatik davranarak, Batı’dan gerekli olanı almışlardır. Aydınlanma felsefesine ilgiyi ve Tanzimat reformlarını örnek gösterebiliriz. Aslında bugün, yanlış bir algı var. Türkiye, Müslüman bir ülke değildir. Vatandaşlarının çoğu Müslüman olan laik bir devlettir.” dedi. Avrupa birliği sürecinde, Türkiye’nin  ilk kez 1959 yılında başvurduğunu belirten Gruber, o tarihte henüz Avrupa Birliği’nin olmadığını hatırlatarak, sürecin Avrupa Ekonomik Topluluğu zamanına dayandığını belirtti. AB sürecinde Türkiye’nin ciddi reformlara imza attığına vurgu yapan Gruber, AB sürecinde 2005’ten beri bir gerileme yaşandığını düşündüğünü söyledi.

“Fransızlar arasında Türkiye’ye karşı mantık dışı bir korku var”

Liberation Gazetesi Dış Haberler Şefi Marc Sémo bugünün Türkiye’sini beş yıl önceki Türkiye’den daha az demokratik bulduğunu ifade etti. Türkiye’de ciddi bir muhalefet sorunu olduğunu dile getiren Semo, “Aslında Avrupa içerisinde bir değil, birden fazla Türkiye algısı vardır. Örneğin, Italya, Polonya, İspanya gibi koyu Katolik ülkeler Türkiye’nin adaylığını desteklerken Avusturya, Fransa ve Almanya gibi ülkeler karşı çıkmaktadır.”dedi.
11114
Fransız siyasilerinde var olan Türkiye karşıtı eğilimlere de de değinen  Semo, “Elitler Türkofildir. Devletler arasında ilişkiler Sarkozy’den sonra iyileştirilmiştir.  1990’da Türkiye üzerindeki algıyı bir kişi değiştirmiştir, o da Valéry Giscard d’Estaing’dir. “Türkiye, Avrupa’nın bir parçası değil” açıklamasından sonra, herkes bunu dillendirmeye başladı.” söyledi. Fransız toplumu arasında Türkiye’ye karşı mantık dışı bir korku olduğunu da belirten Semo, bu korkunun nedenlerini şöyle açıkladı, “Türkiye coğrafi olarak Fransa’ya uzak bir ülke ve Fransızlar, Türkiye Avrupa Birliği’ne dahil edilirse, Avrupa Birliği’nin mahiyetinin değişeceğine inanıyor. Avrupa Birliği’nin sınırı Irak, İran, Suriye yani Orta Doğu olması korkutuyor. Fransızlar, bu kaymadan rahatsız.” dedi. AB sürecinde artık sorun çıkaranların artık yer değiştirdiğine de dikkat çeken Semo, “ Şimdiye kadar, AB sürecinde sorun çıkaran hep AB üyesi ülkeler olmuştur ancak artık problem Türkiye’nin kendisinden kaynaklanıyor.” diye konuştu.

Leave a comment

Your email address will not be published.