Paris, aynı kabusu gören binlerce insanın uyandığı bir şehre dönerken, ben de son bahardan ve uğur böceklerinden bahsetmek isterdim. Ama zavallıların hışmına uğradı bütün bildiğimiz cennet masalları, bin yılık derdimiz yetim kaldı. Bütün dinlemeye meyilli kulakları tıkanıdız, bütün kelimelerimizi çaldınız. Hırsızsınız! Hınzırsınız, ve de insafsızsınız! 

Yaşamıyorsunuz aslında. Yaşamayı bilmediğiniz için belkide bu kadar kolay öldürebiliyorsunuz. Oysa öldürmeyin dendi size, ama siz duymadınız. İnandığı kitabı okumayan nadir canlılardansınız. Okuduğunuzu anlamıyorsunuz. Anladığınızı da  sürekli yanlış anlıyorsunuz.  Bizlerde  bir köşeye çekilmiş, türünüzün tükenmesi için dua ediyoruz.

Ne tetiğini çektiğiniz kaleşnikoflar sizin, ne de patlattığınız bombalar size ait! Konuştuğunuz telefonlar, videolarınızı yayınladığınız Youtube, Facebook, bindiğiniz arabalar, metrolar, hatta ayağınızdaki ayakkabılar bile size ait değil. Soluk alıp verdiğiniz şehirlerde ansızın çıkan sivilceler gibisiniz. Sizin değil, kopardığınız fırtana, çıkardığınız gürültü ve hatta sözde inandığınız ‘İslam’ sizin değil.

Tel tel dökülüyor hayatlarınız, haber bültenlerinde ya da bir tanığın ifadelerinde. Kiminizin caminin yolunu dahi bilmediği ortaya çıkıyor, kiminizin ise  barlardan çıkmadığı. Elinizden esrar düşmüyormuş mesela.  Parçalanmış ailelerin sorunlu çocukları olarak büyüdüğünüz bu coğrafyadan, çocukluğunuzun hesabını kanla sormaya çalışıyorsunuz. Bir dönem ailesine kafa tutan ergen çocuklar gibisiniz. Onlar tepkisini göstermek için  göbeğine pirsing takardı, siz  Avrupa’nın göbeğinde  üzerinize bomba takıyorsunuz.

Kendini şiddet sarmalında kaybetmiş ruhsuz insanların, insanlığı kurtarma şaçmalığının adıdır  “Cansız Bombalar” ! Can taşıyanı, canı olanı, cana can katanı, canlı bomba olarak anmak ne kadar doğru? Haber bültenlerinde açıklanan isimler, “Abdulhamit, Mustafa, Bilal, Ahmet, Ömer, İsmail ve Muhammet olması canımızı yakıyor.

Korku dolu bakışlarla binilen metrolarda da “Acaba kendini patlatmaya hazır Müslüman var mı?” der gibi  bakarken gözler, kim çıkıp söyleyecek, bu dinin adının aslında ‘Barış’ olduğunu?

Kızmak, darılmak yok!

Bir de eline silah almamış veya kendini henüz patlatmamış ama cehaleti ile istikbalde bombacı olmaya matuf Türklerin olma ihtimali beni hayrete düşürüyor. Fransa’da doğmuş, ya da Fransa’ya sonradan gelmiş Türklerin arasında da tehlikeli söylemlere tanık oluyorum. Bir türlü anlayamadığım bir memnuniyetsizliğe mahkum edilmişlik yaşıyorlar sanki. Oysa, kimseyi zorla tutan yok cancağızım! Fransa’da yaşıyorsunuz ama aslında Fransa’da yoksunuz. Huzursuz ve mutsuzsanız bir zahmet sizi Türkiye’ye alalım.  Kızmak, darılmak yok! Kimse sevmediği bir ülkede zorla yaşamak zorunda değil  ama insansa , huzur ve güven içinde yaşadığı adil bir ülkeyi sevmek zorunda!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.